“Kaos Mimarı” Siyonist, Bernard Henry Levy, şimdi de Taliban'a karşı Afganistan'da






Tam 11 yıldır haberleştirdiğim ve 4 yıl önce hakkında  bir dosya hazırladığım Siyonist Henry Levy.

“Kaos Mimarı” Bernard Henry Levy

Bir Portre: Bosna ve Libya’dan, Irak’a “kaos ve katliam” Mimarı Siyonist Filozof BHL, şimdi Afganistan da

Batı’da, kısaca BHL olarak bilinen, Yahudi asıllı Fransız Siyonist düşünür Bernard Henri Levy, sırasıyla el attığı, Bosna Hersek, Gürcistan, Libya, Mısır ve Suriye ve Kuzey Irak’taki bağımsızlık (!) referandumunda Barzani’yi ayarttıktan 4 yıl sonra, yine bir başka kriz bölgesinde ve yine bir fitne- kaos peşinde. Libya ve Suriye’de DAEŞ’in önünü açan ama kendisini DAEŞ düşmanı gibi gösteren, Bernard Henri Levy Afganistan’da Taliban’a karşı bir iç savaş başlatabilmek için, ülkenin küçük bir bölümünde, direnen savaş Ağası Ahmet Mesut’la bir araya geldi. Ahmet Mesut, 20 yıl önceki iç savaşta, Taliban’a karşı mücadele eden ve bir bombalı suikaste kurban giden kuzeydeki Özbek Türklerinin lideri.

Siyonist Levy’nin bu kargaşada nasıl olup ta, Kuzey’e gittiği ve neler konuştuğu bilinmiyor. Ama, insanlığın başına DAEŞ’i bela eden birinden, neler beklenebileceği de ortada!



Peki kimdir bu Bernard Henri Levy? Onu tanıtan, 2017 yılındaki bir makalem aşağıda okuyabilirsiniz.

**  **
Bir Portre: Bosna ve Libya’dan, Irak’a “kaos ve katliam” Mimarı Siyonist Filozof BHL

Batı’da, kısaca BHL olarak bilinen, Yahudi asıllı Fransız Siyonist düşünür Bernard Henri Levy, sırasıyla el attığı, Bosna Hersek, Gürcistan, Libya, Mısır ve Suriye krizlerinden sonra şimdi de Kuzey Irak’ta, Barzani’nin yanında.
15 Yıldır söyleyegeldiğimiz, “insan hakları emperyalizmi” veya meşhur Latin Amerikalı gazeteci Pepe Escobar’ın deyimiyle “İnsancıl emperyalizm”in fikir babalarından biri olan Siyonist Bernard Henri Levy yani kısaca BHL, “kaos-nizam” stratejisinin kurmay akıllarından birisidir.

Strateji şöyle işler: Hedeflenen coğrafyada, önce kaos oluşturulur, daha sonra “Batı ve NATO kurtarma operasyonları tezgahıyla işgâl eder, kaos ve katliamların yolu açılır” Böylece  emperyalist müdahaleler, işgaller ve katliamlar meşrulaştırılmaya, hukukî bir kılıfa sokulmaya çalışılır. İşte, bu “kaos-nizam” stratejisini belirleyen en önemli ve akil adamlardan biri olarak bilinir Siyonist BHL..

 İnsancıl emperyalizm-İnsan hakları emperyalizmi projesi şöyle işler: Önce Bosna Hersek’te, Sırplar kışkırtılarak, her türlü silah sağlanarak, siyasi ve medya desteği verilerek, Boşnak Müslümanlara saldırtılır. Daha sonra, yani yüzbinlerce Müslüman katledilip, tecavüze uğradıktan sonra, Boşnak müslümanların mazlumluğu ve mağduriyeti üzerinden insancıl emperyalizm devreye girer. Batı medyasında “ Bosna kurtarılmalıdır” yazıları çıkmaya başlar.

 Bu, tam da Bosnalı müslümanların Türkiye ve İslam dünyasından silah ve mücahid desteği alarak, Sırpları mağlub etmeye ve işgal edilen topraklarını geri almaya başladıkları esnada olur. Maksat, Balkanları, Türkiye ve yerli Müslümanlara kaptırmamaktır. Hemen, insan hakları emperyalizmi projesi devreye girer ve Bosna’yı savunuyoruz propagandasıyla, Türkiye geri plana itilmeye, Bosnalı müslümanlar ise, şartlarını Batı’nın belirlediği bir barış(!) anlaşmasına imza atmaya zorlanır. Tıpkı şu an içinden çıkılmaz bir hâle gelen ve Boşnak Müslümanlarının zaferini çalan, onları büyük bir yönetişim kaosunun içine atan, Balkanları, Alman emperyalizmine teslim eden Dayton anlaşması gibi.

Hedefe ulaşılmıştır artık. Önce kaos çıkartılmış daha sonra, ise işgal ve yaptırımlarla, Balkanlar, iki aslî unsurdan, Türklerden, Türkiye ve Rusya’nın nüfuz bölgesi olmaktan kurtarılmış ve AB-Almanya’ya hediye edilmiştir.

Libya’yı parçalayan BHL
Önce sinema filmi, sonra işgal ve parçalama.
 Bu Siyonist düşünürün önemli bir özelliği de, işgal ve parçalamayı hedefine aldığı İslam topraklarının, önce bir filmini çekip, bunları özellikle memleketi Cannes’daki film festivalinde meşhur etmesi. Böylece filmleri medyada iyi bir propaganda malzemesi olarak işlev görür ve işgallerin, bombalamaların, katliamların alt yapısını hazırlar.

Libya işgali ve Suriye kaosları önce filmlerde hazırlandı.
Bernard Henri Lévy, Cannes Film Festivali'nde gösterimi yapılan belgeseli "Tobruk Andı"

2012 yılı Cannes film festivalinde gösterime giren Henri Levi’nin “Tobruk Andı” isimli belgeselinin Libya ve Suriye’yi kaosları için nasıl bir başlangıç olduğunu yazalım.

2011 yılı Mart ayının başlarında Mısır sınırından geçerek Libya'ya giren Lévy'nin, o dönem henüz yeni kurulmuş olan Libya Ulusal Geçiş Konseyi'nin Mustafa Abdülcelil liderliğindeki bir toplantısına katılması ile açılan filmde, Levy'nin Libyalılar'ın sadece üç şeye, birincisi uçuşa yasak bölge, ikincisi ülkenin büyük havalimanlarının bombalanması ve üçüncüsü ise Kaddafi yönetiminin elindeki tesislerin hedeflenmesine ihtiyaç duyduğunu, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye telefon ederek ondan bu konularda talepte bulunabileceklerini söylediği görülüyor.
Bir sonraki sahnede ise, Lévy'nin bir uydu telefonu ile görüştüğü Sarkozy'den, Libya Ulusal Geçiş Konseyi'ni tanıması isteğinde bulunduğu görülüyor. Telefonun diğer ucundaki Sarkozy, Libya Ulusal Geçiş Konseyi ile bir randevu bağlıyor.

Sonrası zaten biliniyor... Bu görüşmeden yaklaşık bir hafta sonra, 10 Mart'ta, Bernard-Henri Lévy, Libyalı muhaliflerin oluşturduğu Libya Ulusal Geçiş Konseyi'nin 2 üyesini Sarkozy'nin başkent Paris'teki Elysée Sarayı'nda bulunan Başkanlık Ofisi'ne götürüyor. Sarkozy, konseyi "Libya halkının meşru temsilcisi" olarak kabul ettiğini ve yalnızca uçuşa kapalı bölge uygulamasını değil, aynı zamanda hedefe yönelik hava saldırılarının yapılmasını da desteklediğini beyan ediyor. ABD ve diğer AB ülkelerinden önce sahneye çıkan Sarkozy'nin Libyalı muhalifleri tanıma kararını, henüz yeni atanmış Dışişleri Bakanı Alain Juppe'nin bile haber ajanslarından öğrendiği, olup bitenlerden Lévy kadar haberi olmadığı söyleniyor. (https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/cannesda-savas-cigirtkanligi-haberi-55271


Festival kapsamında 25 Mayıs Cuma günü özel bir gösterimi düzenlenen film öncesinde basın toplantısı yapıldı. Lévy basının karşısına, Libya'dan 6, Suriye'den de 5 "muhalif" ile çıktı. Yüzlerini "Özgür Suriye Ordusu"nun kullandığı "Suriye bayrağı" ve siyah gözlüklerle saklayan 2 Suriyeli muhalif, "birkaç saat önce patlamalar yaşanan Suriye'den daha önce kaçmak zorunda kalan savaşçılar" olarak tanıtıldı. Suriyeli muhaliflerin yüzlerini kapatma sebebi ise daha önce, "hâlen Suriye'de yaşayan yakınlarının Esad rejimi tarafından misilleme olarak öldürülme olasılığına karşı önlem" olarak açıklanmıştı.

Lévy, bu filminin daha önce yaptıklarından farkının, "acil bir siyasi amaç içermesi" olduğunu söyledi. "Libya dün ne idiyse bugün de Humus, o..." diyen Lévy, Libya'da yaşananların, Suriye'ye yönelik bir dış müdahalenin olanaklılığının kanıtı olarak algılanmasını istediğini belirtti. Lévy, filmini "Suriyeli devrimciler" dediği, Suriye'deki Batı destekli silahlı çetelere adadı.
Lévy, "Tobruk Andı" adlı filminde, Libyalı muhalifler ile girdiği ilişkileri, Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'yi Libya'daki Kaddafi karşıtı isyancıları desteklemesi için nasıl ikna ettiğini ve Fransa ile birlikte Libya'ya saldırının en önde gelen diğer iki ülkesinden ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile İngiltere Başbakanı David Cameron hakkındaki düşüncelerini ortaya koyarken, Libya saldırısı sırasındaki verdiği askeri ve casusluk hizmetleriyle de "göz doldurdu".

Suriye’deki Levy:
Levy’i Libya tarumar edildikten sonra bu sefer de Suriye’de görüyoruz. Suriye muhaliflerini göklere çıkaran, onları Cannes film festivalinde parlatan Levy, çizilen  stratejinin gereği, Fransızların kurduğu ve yaşattığı Esad rejimiyle gizli görüşmelere devam ediyordu. Yan iki tarafta birbirine kırdırılıyordu. Çünkü İsrail’in güvenliği bunu gerektiriyordu. Şayet C. Başkanı Erdoğan direnmese bu projeye engel olmasaydı, Türkiye’yi de Suriye’ye sokup, Rusya,  İran’la, Çin’le savaştıracaklardı.(Bugünkü şartlarla kıyaslamayın. Bugün Suriye’de, Rusya ve İran ‘la beraber hareket ediyoruz).
 Levi, yine çizdikleri strateji gereği, önce devlet başkanı Mursi’nin ve İhvan-ı Müsliminin iktidara gelmesini destekler, daha sonra da Sisi’yi Mursi’nin üzerine sürer ve Müslümanları katlettirir. O zaman Başbakanlık makamında olan C.başkanı Erdoğan, Sisi darbesinin hemen akabinde, Leyv için şunları söylemişti: Levy, Mısır’da Sisi’yi, darbecileri destekliyor. (2013)
Lev’, iflah olmaz bir Erdoğan ve Türkiye düşmanıdır. 4 Yıl önceki bir röportajında şunları söylemiştir:  “Sayın Erdoğan sayıklıyor. Fransa’da aklını kaybettiği ve saçmaladığı konuşuluyor. Fransa’da ve ABD’de herkes ona gülüyor artık. Türkiye’nin doğal ortaklarıyla ilişkilerinin normale dönmesi için, yani demokratik ülkelerle ve özellikle İsrail ile ilişkilerin düzelmesi için Erdoğan sayfasının artık kapanması gerekmektedir”.( Cumhuriyet, 24 Ağustos, 2013)

Aynı Levy, çizdiği kaos stratejisi gereği, kan banyosu içerisinde bıraktığı Suriye’de, terörist PKK/PYD’nin adeta sözcüsü hâline gelir ve Kobani olayları esasında şunları söyler: Kobani düşerse Erdoğan’ın sinsi hesaplarının kurbanı olarak düşecek. “Bu, sadece seküler Kürdistan’ın değil, insanlığın da felaketi olacak.”

Levy, (Ayn-el Arab) Kobani’nin PKK/PYD terör örgütünün eline geçmesi için çok çabalar ve hatta bunun için, Erdoğan ve Türkiye “IŞİD”ı destekliyor propagandasına katılarak, uluslararası mahkemelerde yargılatmak için çabalamıştır.
Kuzey Irak’ta da aynı senaryo, aynı film
Bugünlerde, Kuzey Irak Bölgesel Kürdistan Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin çevresinden ayrılmayan, Bağımsızlık referandumunu onun kafasına işleyenlerin başında gelen Henri Levy, bu siyasi stratejisine de, yine belgesel bir filmle başlamıştır.
İşte! Bugünlerdeki sinsi stratejinin temelini oluşturan, o belgesel filmin haberi:


Bernard Henri Levy, "Peşmerge" ile Sahnede

Le monde gazetesinin haberine göre Fransız Filozof Bernard Henri Levy’nin hazırladığı, Irak’ta “peşmergeyi” ve “mücadelesini” konu alan belgesel film için, Cannes film festivaline katılma hakkı tanındı.


İslâmi Analiz / Haber Merkezi
Siyonist fikirlerin savunucusu olduğu bilinen Fransız yazar/filozof Bernard Henri Levy'nin geçtiğimiz yıl Irak'ta çektiği "Peşmerge" adlı belgeselin Cannes film festivaline katılmasına son anda karar verildi. Normal şartlarda festival için adı geçen filmler listesinde olmayan Levy'nin filmine "Kürt gerçeğine alışılmadık bir yorum kattığı" gerekçesiyle festival organizatörleri tarafından son anda vize verildiği belirtildi. 
Fransız Filozof Bernard Henri Levy’nin “Peşmerge” adlı belgesel filminin hazırlıkları boyunca Irak’ta kaldığı ve yaklaşık 1000 km uzunluğundaki bölgede gerek Irak’ta Peşmerge’nin gerekse İran Kürdistan’ındaki savaşçı Kürt unsurların yaşamına tanıklık ettiği ifade edildi. Batı basınında 67 yaşındaki Levy için, "yılmaz bir Kürt hakları savunucusu" ifadesi kullanılıyor.
Levy, filmi çektiği sıralarda sıralarda Huffing Post gazetesi için kaleme aldığı yazıda şunları söylemişti: “Peşmerge, dünyanın uzun zamandır gördüğü en acımasız vahşetler (halife devletinin işledikleri) karşısında demokrasiye kalkan olmuştur. Eğer Batı halkları Peşmerge’ye destek verirse ve ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlarsa; Peşmerge bölgede demokrasinin kılıcı olabilir”.
Batı ve İsrail basınında da geniş yer bulan “Peşmerge” başlıklı filmin Cannes film festivaline girmesi, yine Bernard Henri Levy tarafından Libya’da çekilen “Tobruk Andı” başlıklı belgeseli hatırlattı. Libya’da Kaddafi karşıtı muhaliflerin serüvenini anlatan “Tobruk Andı” filminin Cannes film festivalinde yayınlanmasından sonra ABD öncülüğündeki Batı koalisyonu, Libya’ya fiili müdahale kararı almıştı. (22 Mayıs 2016)

Yazımızın başında anlattığımız gibi, Henryi Levy, Siyonist dünya düzeni zihniyetinin önde gelen isimlerindendir. Erdoğan ve Türkiye’ye çok zarar veren bir düşman kafasındadır.
Ve Barzani, Türkiye ve Erdoğan’a böylesine bir düşmanlık besleyen Henri Levy’nin çizdiği stratejiye inanarak, hem Kuzey Irak’ı, hem de bütün bölgeyi, Batı-İsrail çıkarları hesabına bir kez daha ateşe atmaktadır.
Barzani, Başta Müslüman Kürtleri, Sünni Arabları, Türkmenleri olmak üzere bütün müslümanları ateşe atmaktan çekinmemiştir.
Hayatın garib tecellisi diyebileceğimiz şey yani, ironisi olsa gerek. Bu makaleyi yazmak için faydalandığımız Sol haber vs. Türkiye’deki Batıcı sol kesim, Erdoğan’a  ve millileşen, bağımsızlaşan Türkiye’ye olan düşmanlıklarıyla, 2013’e kadar, neredeyse küfrettikleri Henri Levy’i, 2013’te  Mursi’nin ve ihvanın katledilerek  devrilmesi sonrasından başlayarak, Kobani kumpası, Suriye’deki PYD devletçikleri ve  Kuzey Irak’taki yasadışı  bağımsızlık referandumunda göklere çıkarmaya başladı.
İkinci bir garip tecelli ise, Libya, Suriye’de Henri Levy ile aynı paralele düşen, istifa eden Başbakan Davutoğlu ekolünden Kürtçü İslamcıların, Kobani, PYD devletçikleri ve Kuzey Irak’ın bağımsızlığı(!)  projesinde yine aynı paralelde yürümeleridir.

Fazıl DUYGUN/Manşet24- Ekim 2017


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kissinger: Dijital Dünya düzenine geçişte, İlk önce Müslümanlar kül olacak!

17-25 Aralık FETÖ Darbesini 16 ay önce yazan gazeteci

Sayın Mustafi Başbakan